EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ GÜNDEM

Hüseyin Yıldız: Savaşın bir parçası olarak seçim oyunu

31 Mart’ta yapılan yerel seçimin ardından iki hafta geçmesine rağmen sömürgeci devletin çıkarı esas alınarak çok çeşitli itiraz yolları ( tekrar sayım,mazbata vermeme, seçim yenileme…) deneniyor. Kürtler lehine olabilecek her türlü sonucu mümkünse kısa zamanda kalanları da zaman içinde ortadan kaldırmak için devletin tüm kurumları iş başında durmadan çalışıyor.

Hayat, “demokrasi, seçim, sömürge hukuku’’ çerçevesinde Kürdistan meselesinin çözülemeyeceğini bir kez daha ortaya çıkardı. Türkiye’nin büyük şehirlerde seçim sonuçlarını kısmen etkileyen Kürtler adeta cezalandırılıyor. Hatta sömürge anlayışı üzerinde hemfikir olan kesimlerin keyfini de kaçırmışa benziyor. Kürt oylarıyla seçimden karlı çıkan CHP,, Kürt oylarıyla kazanmanın utancıyla Saray’a yeteri derecede tepki bile vermiyor. Hatta Saray, kazanmış belediyeleri elinden alsa sesini çıkarmayacak durumda.

Ki bu süreçte devletin derinliklerinde çok büyük tartışmalar ve karar süreçleri yaşandığını tahmin etmekte zor değil. Millet ittifaki ve Cumhur ittifakı Kürt-Kürdistan meselesinde çok daha derin ve kapsamlı ittifak içindeler. HDP ve benzer düşünce içinde olan Kürt siyasal çevrelerinin bu gerçeği açığa çıkarmak yerine, sürekli görmezden gelme ve karartma eğilimi; Kürtlerde derin kuşku yaratılmasına neden oluyor. Sömürge devletin seçim, demokrasi, hukuk ölçüleri esas alınarak ve Türkler arasındaki iktidar kavgaları, çelişkileri temel alınarak kurulacak siyaset kaybetmeye mahkumdur. Sömürge statüsünde bile olmayan Kürtlerin, bu siyasetle insanlık ailesi içinde eşit ,özgür bir toplum olma şansı yoktur.

Bunca zulüm, haksızlık ve katliam olmasına karşın Kürtlerin sessizliğini doğru okumamanın, ulus kimliğini öteleyen anlayışta ısrar etme çabasının hem kendilerine hem Kürt halkına büyük zararlar vereceğini bilmeleri gerek. Kürdistan’ın tamamında seçim öncesi sahte seçmen kayıtları tespit edildi ve YSK’ye bildirilmesine rağmen YSK ve diğer devlet kurumları hiç bir işlem yapmadı. Yapmasını bekleyen çevrelerin; kendi gerçeğini bilmemekle birlikte geleceğe dair doğru bir siyaset üretmesi de artık zor. Devlet, tüm kurumlarıyla Kürt ulusuna karşı her tür açık, gizli ulusal, uluslararası düzlemde düşmanlığını sürdürüyor. Seçim günü ve sonrasında ortaya çıkan sonuçları kabul etmemek için her türlü hileye, zorbalığa başvurmaktan zerre imtina etmedi, bundan sonra da etmeyecek.

Bu durumu kavramayan ve buna uygun siyaset geliştirmeyen Kürtlerdir. Devletin yaklaşımı 95 yıldır zerre bir değişim göstermemiştir. Zaman zaman çeşitli nedenlerle çeşitli adımlar atılsa da bu adımların amacı ; devletin, Kürt sorununu nihayete (inkar) erdirmek için izlediği yollardır. Devlet, tek merkezden çok çeşitli yöntemlerle Kürtleri eritme, ulus olma özelliklerini ortadan kaldırma siyaseti güdüyor ve devletin hep önceliği olmuştur.

İslamcı kesimlerle, “ümmet kardeşliği”,  solcu kesimlerle, “halkların kardeşliği…” Devletin karakteri olan vahşi kapitalist tüm ilişkileri Kürdistan’da en ari uygulamaları devreye sokarak hedefine ulaşmak için hep aktif olmuştur. Devletin bu konularda oldukça başarılı olduğunu söylemek abartılı olmaz.

Kürt kültürünü, tarihini, dilini, değerlerini her düzeyde tanınmaz hale getirdiğini görebiliyoruz. Siyasal alandaki yıkım daha etkili olsun diye inanç kodlarıyla oynamayı ve sol-sosyalizm gibi ideolojik akımları kendine özgü sömürge ahlakına ,hukukuna uygun hale getirerek amacına ulaşmak için her yolu denemeyi ihmal etmedi. Her sömürgeci devlet gibi, TC devletinin de Kürtlere dönük bu yıkım ve imha siyaseti; kendi içinde çarpık, hastalıklı toplum yapısını üretmiştir. Bu anlamda büyük bedeller ödenmeden düzelmesi de mümkün gözükmemektedir.

Kendi içinde demokrasinin gelişmemesi, toplumda demokratik bilincin oluşmaması, hukuk, adalet, eşitlik kavramları gibi değerlerin kendi insanı ve toplum içinde bir şey ifade etmemesi sürdürdükleri inkarcı, sömürgeci siyasetin sonuçları olarak bugün hayatın her alanında kendini göstermektedir. Bu gerçeğin altında büyük suçların ve travmaların olduğu artık gizlenemeyecek kadar açığa çıkmıştır. En ağır sonuçlarını bugün Kürt halkı yaşamaktadır.

Bu sürecin böyle devam etmesi artık mümkün değildir. Hem TC devleti hem uluslararası güçler kangrenleşen Kürdistan sorununun tüm Ortadoğu’yu etkilediğini görüyor. Sürmekte olan savaşın sonunda ideolojik yaklaşımlardan çok kimliklerin esas alınacağı ve kimlikler üzerinde yeni sınırların ,düşüncelerin ortaya çıkacağı gözüküyor. Bu anlamda ulusal bütünlüğü esas almayan, buna uygun yeni ilişkiler ,ittifaklar geliştirmeyen hiç kimsenin Kürtlerden destek alması zor.

Bu nedenle tüm devletleri direk ya da dolaylı olarak süren savaşın içinde girmişler ve çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan imtina etmiyorlar.

TC devletinin yaklaşımı diğer devletlerden çok farklıdır. TC, Kürtlerin varlığını birinci derece kendi ulusuna karşı tehdit görüyor. Kürtlerin ulus olarak bir statüye sahip olmasının kendisinin ölümü anlamına geldiğini düşünüyor ve dört parça Kürdistan‘da açık şekilde imha amaçlı savaş yürütüyor.

HDP siyaseti, bu gerçeği görmeden Kürt ulusal kimliğini öteleyerek sömürgeci ulusun hassasiyetlerini esas alarak sürdürdüğü demokrasi, Misak-ı Milli siyaseti; sömürge devletin güçlenmesine katkı sunmaktadır. Bu siyasetin Kürtler aleyhine büyük sonuçlar doğuracağını da bilmeleri gerekiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Benzer Haberler

Ayhan Bilgen ve Dersim Dağ oylarını kullandı

nupel haber

32 ilde sandıklar kapandı

nupel haber

Temelli: Açlık grevleri kritik aşamada herkes harekete geçmeli

nupel haber

Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfı Diyarbakır Şubesi 13 Nisan’da açılıyor

nupel haber

Belçikalı IŞİD üyesi Irak’ta idama mahkum oldu

Müslüm Yücel/ Türk edebiyatının üç kolsuz kahramanı: Vecdi, Ahmet, Salih

Müslüm Yücel

Yorum Yap

istanbul escort